Yükleniyor...

Mehmet Akif (ERSOY)

Yapılış Tarihi | 03 April 2024, Wednesday

Teknofest

1873 tarihinde doğdu. Fatih Medresesi hocalarından Mehmet Tahir Efendi’nin oğludur. İlk ve orta öğrenimini Fatih’te Emir Buhari Mahalle Mektebi, Fatih İptidaisi ve Merkez Rüştiyesinde tamamladı.  Lise öğrenimini Mülkiye İdadisinde yaparak 1888’de mezun oldu. Mülkiye Mektebinin yüksek kısmında bir yıl okuduysa da babasının ölümü üzerine okuldan ayrıldı ve 1889 sonunda yeni kurulan Baytar Mekteb-i Alisine girdi ve okulu 22 Aralık 1893’te birincilikle bitirdi.  Görevi nedeniyle Anadolu, Rumeli ve Arabistan’ın pek çok yerini dolaştı. İdadide okurken şiirle ilgilenmeye başladı.  II. Meşrutiyetten sonra yayımlanma başlayan ve İslamcı yazarların toplandığı “Sırat-ı Müstakim” dergisinin başyazarlığını üstlendi. Sonraki tarihlerde de “Sebilürreşad” dergisinde sürekli yazı ve şiirleri yayımlanmağa başladı. 11 Kasım 1908 tarihinde göreve başladığı Darülfünun’un Edebiyat şubesinde Osmanlı Edebiyatı dersleri veriyordu. Bu sırada baytarlık dairesindeki görevi de devam ediyordu. 1913 yılında Baytarlık dairesindeki görevinden, yazıları İttihat ve Terakki Politikasına ters düştüğü için 1914 başında da Darülfünun’daki görevinden istifa etti.  1914 sonlarında Teşkilat-ı Mahsusa tarafından Müslüman esirlerle ilişki kurmak üzere Berlin’e gönderildi. 1915 Mayıs’ında da Teşkilat-ı Mahsusa reisi Eşref Sencer (Kuşçubaşı) ile birlikte Riyad’a giderek Şerif Hüseyin’e karşı Riyad Emiri İbn-i Reşit’in hükümete sadık kalması için çalıştı. 

1918’de açılan Darülhikme’ye Başkâtip olarak atandı ancak 1920 yılı başlarında Balıkesir’deki vaazları ile milli mücadeleyi desteklediği açıkça belli olunca güya izinsiz olarak memuriyet mahallini terk ettiği için İstanbul hükümetince bu görevinden alındı.

 Mehmet Akif 21 veya 22 Ocak 1920 tarihinde Balıkesir’e gelmiş ve 23 Ocak 1920 ve 6 Şubat 1920 tarihlerinde Zağanos Paşa Camii’nde iki ayrı vaaz vermiştir. Daha sonra İstanbul’a dönen Akif’in amacı kurtuluş hareketinin merkezi olan Ankara’ya gitmekti. 

10 Nisan 1920’de Çengelköy’deki evinden ayrılarak sonradan Trabzon milletvekili seçilen Ali Şükrü Bey ile araba, at ve Geyve’den dekovil ile on sekiz günde Ankara’ya geldi. İlk konuşmasının 30 Nisan 1920’de Hacı Bayram Camiinde yaptı. Bu vaazında Kuvayı Milliyenin İttihatçı bir hareket olmadığı, bu savaşın dine ve halifeye karşı değil, memleketi düşmanlardan kurtarmak için yapıldığını, bunun bir cihat ve katılmanın da farz olduğunu söylüyordu. Aynı günlerde (29 Nisan 1920 tarihinde) Mustafa Kemal Konya’da 12. Kolordu Komutanı Fahrettin (Altay) Bey’e bir telgraf çekerek, İsmail Hakkı Bey’in istifası ile boşalan Burdur Milletvekilliğine Mehmet Akif’in seçilmesinin temin edilmesini ister ve Mehmet Akif Ersoy Konya’da irşat vazifesini sürdürürken Burdur Milletvekili seçilir. Bu arada Biga’dan da milletvekili seçilince 17 Temmuz’da Burdur’u tercih ederek Biga milletvekilliğinden istifa etti.

Mehmet Akif Ankara’ya geleli on beş gün olmadan Burdurluların ısrarlı daveti üzerine yanına küçük oğlu Emin’i de alarak Burdur’a geldi.  Kendisini muhabbetle bağrına basan Burdurlulara nasihatte bulundu. Oğlu babasının Burdurlulara hitaben yaptığı konuşmayı; 

“Milli mücadelenin muazzam bir cihat olduğuna halkı o kadar yakından ikna etti ki  ….sözleri herkesin üzerinde derin bir tesir bırakıyor, onu bir kez dinleyen, ve eli silah tutan bütün erkekler ailesiyle vedalaşıyor, evini karısını ve çocuklarını Allah’a emanet ederek cepheye koşuyordu” diye ifade ediyor.. 

Burdur’da bir hafta kadar kaldıktan sonra Sandıklı’ya geçti ve iki gün kaldı. Oradan Dinar’a, Dinar’dan da Antalya’ya geçti

 Bu sırada Bozkır isyanlarının çıkması üzerine TBMM Konya ve çevresine irşat heyeti göndermek kararı aldı ve Mehmet Akif, Hamdullah Suphi, Ali Şükrü ve Konya Milletvekili Refik Bey ile birlikte irşat heyetinde görevlendirildi. İrşat heyeti 25 Mayıs 1920 günü Konya’ya hareket etti. 

Akif, Ekim 1920 tarihinden itibaren bir buçuk ay süre ile izinli sayılır ve irşat faaliyetleri için Kastamonu’ya gider. Kastamonu’ya gelişi Kastamonu’da yayınlanan Açıksöz gazetesi tarafından duyurulur. Kastamonu Nasrullah camiinde halka vaaz verir ve bu vaazı Sebilülreşad’ın 19 Kasım Cuma günkü sayısında on bir sayfalık bir özet olarak yayımlanır. Sebilürreşad’ın bu sayısı Anadolu’daki pek çok il ve ilçeye propaganda amaçlı olarak dağıtılır. Aralık ayının sonlarında Ankara’ya dönen Mehmet Akif Taceddin Dergâhına yerleşir ve burada da İstiklal Marşı’nı yazar. 

Mehmet Akif Ersoy Taceddin Dergâhında iken kendisini sık sık ziyaret edenler arasında Hindistan Hilafet Komitesi adına Ankara’ya geldiğini iddia eden Mustafa Sagir vardır. Akif’in güvenini kazanmaya çalışarak Taceddin Dergâhını mektup adresi olarak kullanmaya başlamıştır. İstanbul, Hindistan ve hatta Mısır’dan sık sık gelen mektuplar Mehmet Akif’i şüphelendirir ve hakikaten de bir gün kazara yırtılan bir zarfın içindeki kâğıtların çokluğuna rağmen hemen hiç yazı yoktur. Kâğıtlar incelenince mürekkebin görünmeyen cinsten olduğu ve Mustafa Sagir’in de İngiliz casusu olduğu ortaya çıkar. Mehmet Akif’in oğlu Emin Akif’e göre bu casusun foyası Akif’in dikkati sayesinde ortaya çıkarıldı ve Mustafa Sagir 24 Mayıs 1921’de Ankara’da asıldı. 

28 Şubat 1921 tarihindeki 159. oturumda Matbuat Umum Müdürlüğünün bütçesi tartışılırken Umum Müdürlüğün destek verdiği gazetelerden söz açıldı ve Karesi vekili Abdülgaffur Efendi Sebilürreşad’a yardım yapılmadığını bilakis baskı yapıldığını iddia etti. Bunun üzerine Ertuğrul Vekili Hamdi Bey umum müdürün Sebilülreşad’a yardım ettiğini söyleyince Mehmet Akif bilmeden konuşmamasını söyledi. Hamdi beyin bildiğini ısrar etmesi üzerine de dalkavukluğa lüzum yok dedi. Bu sefer de Hamdi Bey Akif’e sensin dalkavuk deyince her ikisinin de birbirlerini rezillikle suçladılar.  Tartışma oturum başkanının araya girmesi ile sona erdi. Tutanaklara bu kadarı geçmekle birlikte bazı milletvekillerinin anılarından bunun biraz daha sürdüğü anlaşılmaktadır. Olayın muhafazakârlık geri kafalılık tartışmasına dönüştüğü ve anlaşılabileceği gibi hocalar ile muhafazakârların Mehmet Akif’i, gençlerin de Hamdi Bey’i desteklediler. 

TBMM’nin 5 Mart 1921 ve 8 Mart 1921 tarihlerinde yapılan gizli oturumlarında Londra Konferansına gidecek heyet ve Türkiye’yi kimin temsil edeceği konuları tartışılmaktadır ve bu konuda İstanbul hükümetine bir telgrafın çekilmesi gündeme gelmiştir. Ancak bu telgrafın üslubunu fazla ağır ve sert bulan Akif kendisi bir metin kaleme almış ve 8 Mart tarihinde yapılan gizli oturumda bu metni okumuş ise de meclis tarafından bu metin kabul görmemiş ve hatta Mustafa Kemal’in eleştirisine hedef olmuştur. Yapılan görüşmelerin sonunda da İstanbul’a telgraf çekilmesi düşüncesinden vazgeçilmiştir. 

1922 başlarından beri sürdürdüğü Maarif Encümeni Başkanlığından 9 Aralık 1922 tarihinde istifa eder ve sağlık nedenlerine dayandırdığı istifası 16 Aralık 1922 tarihli meclis oturumunda kabul edilir.  TBMM’nin son yasama yılı başında İrşat Encümeni Başkanlığına seçilirse de (8 Mart 1923) zaten bir ay kadar sonra Meclis seçim kararı alarak dağıldığından Mehmet Akif bu görevini sürdürme fırsatı bulamaz. 

Mehmet Akif şiirleri, vaazları ve gazetelerdeki yazıları ile güçlü ve önemli bir hatip olmasına rağmen meclisin en az konuşan milletvekillerindendir. Birinci Dönem TBMM üyelerinin %47’si hiç konuşmamışken % 30’u 1 ile 10 defa söz almıştır. Akif en az konuşan bu grubun içindedir. Öyle ki bu suskunluğundan dolayı Mithat Cemal Kuntay onun milletvekilliği dönemini “Dört senelik bir sükût” diye nitelendirmiştir. Mecliste birisi gizli celse birisi de normal celse olmak üzere iki defa söz almış, bir de 31 Aralık 1921 tarihinde arkadaşları ile birlikte verdikleri “İstanbul’da Fezahat-i Ahlakiyeye karşı meclisin beyanname neşretmesine dair takriri” vardır. Bir de bütçe müzakereleri sırasında mazbata muharriri “Memurin” (Memurlar) kelimesini yanlışlıkla “memureyn” (iki memur) diye okuyunca yerinden müdahale etmiş ve “memureyn olsa şekerle beslerdik” diyerek bu yanlışlığı düzeltmiştir.

İkinci dönem TBMM seçimlerine katılmayan Mehmet Akif Ersoy Birinci dönemin ilk aylarında birinci grup içinde yer almış olmasına rağmen daha sonra bu gruptan ayrılarak ikinci grup ile birlikte hareket etmiştir.

 

Kaynak: Turgut Ermumcu, “Birinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinde Burdur Milletvekilleri ve Meclis Çalışmaları”, Kuva-yı Milliye’den Cumhuriyet’e Burdur, Editör: Zafer Gölen, Fakülte Kitabevi, Isparta 2011, s.244-248.